Get Mystery Box with random crypto!

Hayâtu's Sahâbe

Telgraf kanalının logosu hayatus_sahabe — Hayâtu's Sahâbe H
Telgraf kanalının logosu hayatus_sahabe — Hayâtu's Sahâbe
Kanal adresi: @hayatus_sahabe
Kategoriler: Din
Dilim: Türk
aboneler: 11.32K
Kanaldan açıklama

Kanalımızda Hayatu-s Sahabe isimli eserden iktibaslar ve Sahabe hayatlarına dair paylaşımlar yapılmaktadır.
أصحابي كالنجوم بأيهم اقتديتم اهتديتم

Ratings & Reviews

3.50

2 reviews

Reviews can be left only by registered users. All reviews are moderated by admins.

5 stars

1

4 stars

0

3 stars

0

2 stars

1

1 stars

0


En son Mesajlar

2022-10-03 10:00:15 Hazret-i Ömer (r.a.), bir gün yanında bulunan topluluğa “Bir şeyler isteyecek olsanız ne isterdiniz, her biriniz söyleyin!” buyurdu. Onlardan birisi:
“Şu evin altın dolu olmasını, o altınları da, Allah yolunda infak etmeyi, sadaka olarak vermeyi isterdim” dedi. Bir diğeri; “Bu evin zümrüt ve en kıymetli mücevherlerle dolu olmasını ve onu, Allah yolunda harcamayı dilerdim” dedi. Hazret-i Ömer (r.a.) da: “Ben ise şu evin (bu ümmetin emini olan) Ebû Ubeyde bin Cerrâh, (en fakihlerinden olan) Muâz bin Cebel, (en meşhur kurralarından olan) Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe ve (Peygamberimizin sırdaşı olan) Huzeyfe bin Yemân gibi zâtlarla dolu olmasını (onlarla Allah yolunda cihad etmeyi) isterdim” buyurdu.
487 views07:00
Aç / Yorum Yap
2022-09-26 10:13:01 CA'FER BİN EBİ TALİP

Ca’fer bin Ebi Talib (r.a), Takriben Miladi 589 veya 590 yıllarında Mekke’de dünya’ya geldi. Babası: Ebi Talib bin Abdülmuttalib, Annesi: Fâtıma bint-i Esed, bin Hâşim, bin Abdi Menaf, bin Kusayy el-Kureyşiy el-Hâşimi dir. Neseb silsilesi ise: Ca’fer bin Ebi Talib bin Abdülmuttalib bin Hâşim bin Abdimenaf bin Kusayy el-Kureyşi el-Hâşimi’dır. Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası oğludur. Hz.Ali (r.a) ve Hz.Akil’in kardeşleridir. Hz.Ali (r.a)’den takriben on yaş kadar daha büyüktür. Künye ve lakabı: Ca’fer’i Tâyyar, Ebi’l-Mesâkin, Ebi Abdullâh, Zü’l-Cenâheyn, Zü’l-Hicreteyn’dir. Hicretin sekizinci yılı, Miladi 629 yılında Mûte Savaşı’nda kahramanca savaşıb şehid olmuştur. Başka bir rivayette ise şöyle anlatılır:
Hz.Ca’fer bin Ebi Talib, Resûlullâh’ın amcası Ebi Talib’in oğludur. Ebi Talib’in dört oğlu olub, en büyüğü Talib, sonra Akil, sonra Ca’fer, en küçükleri de, Hz.Ali idi. Sırasiyle bunların aralarında onar yaş fark vardı. Resûlullâh (s.a.v), Erkam’ın evine girib İslâmiyet’i yaymağa başlamadan önce, Hz.Ca’fer Müslüman olmuştu. Habeşistan ülkesine ikinci Hicret Kafilesine katılarak zevcesi Esmâ bint-i Ümeys ile birlikte hicret etmişti. Abdullâh, Avn ve Muhammed ismindeki oğulları, orada iken, doğmuşlar Hz.Ca’fer’de oğlu Abdullâh’dan dolayı Ebi Abdullâh künyesi, ile anılırdı. Kendisi, Resûlullâh’a, yaratılışça ve, ahlakça da, çok benzerdi. Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Ebu Talib’in çocuklarının fazla oluşu sebebiyle geçim sıkıntısı çektiği yıllarda onun yükünü hafifletmek üzere Resûlullâh (s.a.v) Hz.Ali’yi, Amcası Abbas’da, Ca’fer’i yanına almıştı. Bu sebeble Hz.Ca’fer’in gençlik yılları amcası Abbas’ın yanında geçti. Daha sonraları ise Hz.Abbas (r.a) yeğeni Hz.Ca’fer’i küçük baldızı Hâris el-Hilâliye’nin kızı Esmâ bint-i Ümeys (r.a)’e ile evlendirdi. Hz.Câ’fer Resûlullâh (s.a.v)’e ilk İman edenler arasında yer aldı. Hz.Ca’fer’in Hz.Ebi Bekr (r.a)’dan önce İslâm’a girdiği de rivâyet edilir. Resûlullâh (s.a.v)’in İslâm dinine davetine Dâru’l-Erkam’dan daha önce icabet etmiştir. İbn-i İshak’a göre, İslâmiyeti kabul eden otuzbirinci kişidir. Resûlullâh (s.a.v) ve küçük kardeşi Hz.Ali (r.a) beraberce namaz kılarlarken bunu gören babası Ebu Talib: “-Haydi sende amcanın oğlunun yanında namaz kıl!”deyince sol tarafında namaz kılmıştır.
677 views07:13
Aç / Yorum Yap
2022-09-25 10:35:17 İlmi yayınlar yapan tavsiye Telegram Kanalları

Medrese Dersleri Ses kayıtları paylaşılmaktadır
@medresedersleri

Modern Arapçaya dair
@pratikarapca

Tefsir Dersleri
@mufessir

Fıkıh Dersleri ve Güncel Fıkhi meseleler
@fikihdersleri

Şâfii Fıkhı
@fikihdersleri_safi

Fikri tefekküre ve aklı tedebbüre sevkeden hikmetli sözler
@hikemiyat

Tefsir, Fıkıh ve Risâle-i Nûr dersleri @meclisikuran

Osmanlıca Dersleri ve paylaşımları
@osmanlicadersleri

Aile ve Çocuk Eğitimi üzerine
@ailecocuk

Arapça pdf kitap arşivi
@islamickutub

Kur'ân Tilavetleri
@TilavetulKuran

Ezber amaçlı âyet hadis yayını
@ayethadisezberi

Günlük âyet / hadis yayını
@birayetbirhadis

Risâle-i Nûr İzah ve notlar
@bediuzzaman

Risale-i Nur'dan yayınlar
@saidnursi

İslami Kitapların Tanıtımı Hakkında
@kitaprehberi

Sahabelerin Hayatı Hakkında
@hayatus_sahabe

Kolay İngilizce
(Arapça ve İngilizceyi aynı anda öğrenin)
@kolay_ingilizce

Risâle-i Nûr Soru&Cevap Test Kanalı
@risaleinur_imtihan

İslâmî Soru&Cevap Test Kanalı
@sorularla_islam
300 views07:35
Aç / Yorum Yap
2022-09-25 09:22:01 Bir gün Osman bin Affân (r.a.), Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin huzuruna gelip: “Yâ Resûlallah! Lütfedip, mübarek ve bereketli ayaklarınızla hanemizi teşrif buyursanız.” diye arz etti. Sultân-ı Kâinât ve Mefhar-i Mevcûdât (s.a.v.) Efendimiz: “Yalnız beni mi davet ediyorsun, yoksa ashâbımla birlikte mi?” buyurunca, Hazret-i Osman (r.a.): “Birlikte buyurun yâ Resûlallah!” dedi, Server-i Enbiyâ (s.a.v.), Hazret-i Bilâl’e, “Osman’ın davetini Ashâbıma söyle.” buyurup kalktı ve birlikte Hazret-i Osman’ın saadethanelerine doğru hareket ettiler. Yolda giderken Hazret-i Osman (r.a.), Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) adımlarını sayardı. Resûlullah (s.a.v.) Hazretleri: “Yâ Osman! Niçin adımlarımı saymaktasın?” buyurdu. Hazret-i Osman (r.a.):“Yâ Resûlallah, her mübarek adımınız için bir köle âzâd edeceğim, onun için sayıyorum” dedi. Nitekim davetten sonra, Hazret-i Osman, Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) adımları sayısınca köle âzâd etti.
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Bütün peygamberler, hayatlarında birer kimse ile övünmüşlerdir. Ben de Osman bin Affân ile övünürüm. Bütün melekler, benimle iftihar ederler; ben de Osman ile iftihar ederim.
Mahşer günü bütün Nebî ve Resûller (aleyhimüsselâm), Ashâb’ından birisini refîk edinip onunla dolaşırlar, onları bir an bile yanlarından ayırmazlar. Ben de Osman’ı refîk edindim. Cennette benim refîkim Osman olacaktır.”
535 views06:22
Aç / Yorum Yap
2022-09-18 09:32:01 ÂİŞE BİNT-İ EBÎ BEKR

İslâm âleminin en büyük kadınlarından, Nübüvvet evinin en gözde hanımefendilerinden, Mü’minlerin annesi, tahire, zekiye, alleme, sıddıka, büyük sahâbiye Resûlullâh (s.a.v)’ın muhterem zevceleri Hz,Âişe bint-i Ebî Bekri’s-Sıddik (r.a)’dır. Nesebi: Âişe bint-i Ebi Bekri’s-Sıddik bin Ebû Kuhafe Osman bin Amr bin Kâ’b bin Sa’d bin Teym bin Mürre bin Kâ’b bin Lüey bin Ğalib bin Fihr bin Mâlik bin Nadr bin Kinâne’dir. Annesi ise: Ümmü Ruman bint-i Âmir bin Uveymir bin Abdişşems bin Attab bin Uzeyne bin Subey’ bin Duhman bin Hâris bin Ğanm bin Mâlik bin Kinâne el-Kinâniye’dir. Babası Ebû Bekr’ın neseb ve soyu, Resûlullâh (s.a.v)’ın yedinci göbekten dedesi olan Mürre ile, annesinin soyu ise ondördüncü göbekten dedesi Kinâne ile birleşir. Lakab ve Künyesi ise: Kız kardeşi Esmâ’nın oğlu ve yeğeni Abdullah İbn-i Zübeyr’e izafeten Ümmü Abdullah’dır. Babası Ebû Bekri’s-Sıddik’a istinaden’de Âişe’i-Sıddıka, ayrıca lakab olarakta; İsmi tasğir sığasıyla Uveyşa, Âiş, Pembe yanaklı manasında, Hümeyra, Resûlullâh’ın sevgilisi manasında Haliletü’r-Resûlullâh da denilir. Fiziki yapısını görenler şöyle anlatırlar: Kısa boylu, beyaz tenli, iri gözlü ve çok güzel biri idi. Çok zeki, güçlü bir hafızanın sahibi, cesur, dirayetli, fesahat ve belağatı ile iyi bir hatib, şiir, edebiyat ve neseb ilminde oldukça kabiliyeti olan, tıb alanında geniş bir birikim ve tecrübe sahibi olan bir hanımefendiydi. Resûlullâh (s.a.v)’in üçüncü hanımı, Ebû Bekr’in kızı, Mü’minlerin annesi, Abdurrahman, Abdullah, Muhammed, Tufeyl bin Ebû Bekr’lerin bacıları, Esmâ ve, Ümmü gülsüm bint-i Ebû Bekr’in de kız kardeşleridir. Baba annesi: Hanım sahabiyelerden Ümmü’l-Hayr Selmâ bint-i Sahr, bin Amr, bin Kâb dır. Dedesi ise: Ebû Kuhafe Osman bin Amr, bin Vehb, bin Said, bin Temim dir.
2.1K views06:32
Aç / Yorum Yap
2022-09-17 18:02:01 EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH

Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a), Âşere-i Mübeşşere’den, Cennet ile müjdelenen on kişiden biridir. Takriben, Fil vak’ası’ndan onüç yıl kadar sonra Miladi 583 yılında Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiş olub Resûlullâh (s.a.v)’den yaklaşık on iki yaş daha küçüktür. Babası: Abdullah bin Cerrâh bin Hilâl dır. Annesi ise: Ümeyme bint-i Ğanm bin Câbir bin Abdüluzza bin Amre bin Amire bin Ümeyra bin Veria bin Hâris bin Fihr’dir. Kâbilesi neseb soyu ise şöyledir: Ebû Ubeyde Amir bin Abdullah bin el-Cerrâh bin Hilâl bin Uheyb bin Dabbe bin Hâris bin Fihr bin Mâlik bin Kinâne bin Hüzeyme bin Müdrike bin İlyas bin Mudar bin Nizar bin Maâd bin Adnan el-Fihri el-Kureyşi’dır. Ebû Ubeyde bin Cerrâh Resûlullâh’ın soyu ile Fihr bin Mâlik’de birleşir. Beni Hâris kabilesinden olan Ebû Ubeyde bin Cerrâh, Câhiliye devrinde Mekke’de okuma yazma bilen müstesna birkaç kişiden biri olduğu için Kureyşiler kendisine çok değer verirlerdi.
Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a)’ın asıl ismi: Amr bin Abdullah’dır. Dedesi Cerrâh’a nisbetle Ebû Ubeyde bin Cerrâh olarak meşhur olmuştur. Künyesi; Ebû Ubeyde’dir. Resûlullâh (s.a.v) ona lakab olarak:  “-Eminü’l- Ümem!” Ümmetin Emini dir demiştir. Ebû Ubeyde bir Cerrâh (r.a), Câhiliye devrinde veya İslâm devrinde çeşitli zaman ve şartlarda, özellikle İslâm döneminde Şer’i kuralları çiğne-memek şartıyla iki defa evlenmiş olub bu evliliklerinden Yezid ve Umeyr, adında iki tane oğlu olmuştu. Bu oğulları ise kendisinin sağlığında vefat etmiş nesli devam etmemiştir. Bilinen hanımlarının isimleri ise şöyledir: 1-Hind bint-i Cabir 2- Erca, adında ki kadındır. Fiziki ve mizaci durumunu ise, onu görenler şöyle anlatırlar: Uzun boylu, zayıf bedenli arık (uzun) yüzlü seyrek sakallı, kam-burca, ön iki dişi düşmüştü ki, bu ona çok yakışıyordu. Uhud Savaşı’nda Resûlullâh (s.a.v)’in yüzüne gömülen miğferinin parçalarını çıkarmaya çalışırken olmuştu. Eminliği ile meşhur olmuştur. Mütevazi, zühd ve hayâ sahibi biriydi. Güzel ahlakı ile başkalarını kendine hayran bırakırdı. Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a)’ınMüslüman oluşu: Osman İbn-i Maz’ûn, Ubeyde bin Hâris, Abdurrahman bin Âvf, ve Ebû Seleme Abdullah bin Abdü’l-Esed ile birlikte Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gitmişti. Resûlullâh (s.a.v), onlara İslâmiyeti arz ve teklif etti. İslâm şeriatlarını anlattı. Hepsi, aynı anda Müslüman oldular. Onların, Müslüman oluşları, Resûlullâh (s.a.v)’ın, Erkam bin Ebi’l-Erkam’ın evin-de, halkı, İslâmiyete gizlice davete başlamasından önce idi. Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a), İslâmiyetten önce, Câhiliye devrinde arablar arasında okuma yazma bilenler, pek az bulunduğu sırada, kendisi okur yazar olan Mekkeliler arasında idi. Resûlullâh (s.a.v) onun hakkında:“-Bu, bu, Ümmetin Emini’dir! “-Muhakkak ki, her ümmetin bir Emini vardır. Bu ümmetin Emini’ de, hiç şübhesiz, Ebû Ubeyde bin Cerrâh’dır!”
2.3K views15:02
Aç / Yorum Yap
2022-09-12 09:40:06 AMR BİN CEMÛH’UN MÜSLÜMAN OLMASI

Ashâb-ı Kirâm’dan Amr bin Cemûh (r.a.) Hazretleri, Selemoğulları’nın önde gelenlerindendi. Müslüman olmadan önce evinde ağaçtan yaptığı “Menat” denilen bir puta tapar, zaman zaman onu temizleyip güzel kokular sürerdi.
Oğlu Muaz ve Selemeoğulları’ndan diğer bazı gençler, Müslüman olmuşlar ve Akabe Bey‘ati’nde bulunmuşlardı. Bir gece bu gençler, Menat ismindeki putun olduğu yere girip onu yerinden aldılar, götürüp bir lağıma baş aşağı attılar. Sabahleyin tapınmak için putuna giden Amr, onu yerinde bulamayınca “Yazıklar olsun size! Bu gece tanrımıza kim düşmanlık etti?” diye söylendi. Sonra putunu aramaya başladı. Onu bulunca da kaldırıp temizledi, güzel kokular sürdü ve eski yerine koyarak; “Vallâhi sana bu işi yapanı bir bulsam, onu perişan ederdim.” dedi. Gece olup Amr uyuyunca, gençler yine putu alıp, bir gün önceki gibi yaptılar. Sabah Amr yine onu arayıp buldu, alıp temizledi, kokulayıp yerine koydu. Gençler ertesi gece yine aynısını yaptılar. Amr da onu bulup yerine koydu. Bu defa kılıcını getirip putun boynuna asarak: “Ey Menat! Şüphesiz ben, bu işi sana kimin yaptığını bilemiyorum. Şâyet sende bir hayır varsa, al sana kılıç, artık sen kendini koru!” dedi. Gece olunca gençler, putun boynundan kılıcı aldılar. Bir köpek leşi bulup putu ona bağladılar. Sonra da ikisini beraber bir lağıma attılar. Amr uyanıp putunu bulamayınca, yine aramaya başladı. Bu defa da bir lağım kuyusunda, hattâ bir köpek leşine bağlı vaziyette buldu. Onun bu hâlini görünce aklı başına geldi ve: “Vallâhi sen ilah olsaydın, bir köpek leşi ile beraber böyle bir kuyuya düşmezdin.” dedi. Sonra kavminden Müslüman olanlarla konuşarak, İslâm ile müşerref oldu. 
3.6K views06:40
Aç / Yorum Yap
2022-09-11 10:17:01 Abdullah bin Ebûbekir (r. anhümâ) buyurdu: “Bir zât, bana şöyle anlattı; Huneyn Harbi günü ayağımda sert ve ağır bir nalin vardı. Onunla (yanlışlıkla) Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizin ayağına bastım. O, elindeki bir sopa ile beni dürttü ve “Bismillâh, canımı acıttın” buyurdular. Sonra bütün gece, ‘Resûlullâh’ı incittim’ diye kendimi ayıplayarak sadece Hazret-i Allâh’ın bildiği hâl üzere sabahladım. Sabah olduğu vakit biri, “Filan nerededir?” diye beni arıyordu. Ben, “Muhakkak dünkü hâdiseden dolayı beni arıyorlar” diyerek ve hakkımda Allah tarafından bir şey geldi korkusu içinde Resûlullâh’ın huzuruna vardım. Bana şöyle buyurdu:
“Dün ayağıma basıp canımı acıtmıştın, ben de sopa ile seni dürtmüştüm. Şimdi sen o hakkına mukabil, şu seksen koyunu al.” buyurdular.
864 views07:17
Aç / Yorum Yap
2022-09-10 14:34:01 Hazret-i Câbir -radıyallâhu anh- şöyle anlatır: Biz Hendek Savaşı gününde siper kazıyorduk. Önümüze son derece sert bir kaya çıktı. Sahâbîler, Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gidip:“–Kazmakta olduğumuz hendekte önümüze sert bir kaya çıktı.” dediler.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz: “–Ben hendeğe ineceğim.” buyurdu, sonra ayağa kalktı, açlıktan karnına taş bağlamıştı. Biz üç gün müddetle yiyecek hiçbir şey tatmaksızın orada kalmıştık. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kazmayı eline aldı ve sert kayaya vurdu, o kaya un ufak olup kum yığınına döndü. Ben:“–Yâ Rasûlallâh! Eve gitmeme izin veriniz!” dedim. Eve varıp zevceme: “–Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i dayanılmayacak bir hâlde gördüm, yiyecek bir şey var mı?” diye sordum. Zevcem:“–Biraz arpa ile bir de oğlak var.” dedi. Oğlağı kestim, arpayı da öğüttüm. Eti tencereye koyduk. Ekmek pişip tencere de taşlar üzerinde kaynamakta iken Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gittim: “–Ey Allâh’ın Rasûlü! Birazcık yemeğim var, bir-iki kişiyle berâber bize buyrun.” dedim.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz: “–Yemek ne kadar?” diye sordu. Ben de olanı söyledim. Bunun üzerine: “– Hanımına söyle, ben gelinceye kadar tencereyi ateşten indirmesin, ekmeği de fırından çıkarmasın!” buyurdu. Sonra ashâbına:
“–Ey Hendek ehli! Câbir bize ziyâfet hazırlamış, haydi buyrun!” diye yüksek sesle nidâ etti. Oradakiler hep birlikte kalktılar. Ben telâşla zevcemin yanına koşup: “–Vay başımıza gelenler! Peygamberimiz, yanında Muhâcirler, Ensâr ve berâberlerindekilerle geliyor.” dedim. Hanımım ise: “–Allâh Rasûlü sana ne kadar yemeğimiz olduğunu sordu mu?” dedi.
Ben: “–Evet.” dedim. Bunun üzerine:
“–O hâlde telâşlanma, O senden daha iyi bilir.” dedi. Bir müddet sonra geldiklerinde, Rasûl-i Ekrem Efendimiz sahâbîlerine: “–Birbirinizi sıkıştırmadan giriniz!" buyurdu. Onar onar girdiler. Efendimiz ekmeği koparıyor, üzerine et koyuyor ve her defâsında tencereyi ve fırını kapatıyor, ondan aldığını ashâbına veriyordu. Sonra yine aynısını yapıyordu. Gelenler bin kişi idiler. Oradakilerden hepsi doyuncaya kadar, ekmeği koparıp üzerine et koymaya devâm etti. Netîcede bir miktar yiyecek de arttı. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, zevceme dönerek:
“–Bunu ye, komşularına da ikrâm et, çünkü açlık insanları perişan etti!” buyurdu.
1.4K views11:34
Aç / Yorum Yap
2022-09-08 10:15:07 BİŞR BİN BERÂ

Bişr bin Berâ (r.a), Medine doğumludur. Bişr bin Berâ’nın babası Ensâr’ın meşhurlarından Berâ bin Ma’rûr’dur. Annesinin adı, Ümmü Bişr Huleyde bint-i Kays bin Sâbit bin Hâlid, veya Sülâfe’dir. Medine’nin Hazrec kabilesi’nın Seleme oğulları koluna mesubtur. Hicretten önce Müslüman oldu. Bişr, bin Berâ, babası ile birlikte ikinci Akabe bîatına iştirak etti. Bu bey’atte babası Berâ bin Ma’rûr, Resûlullâh (s.a.v)’e ilk defa bey’at eden yetmiş Medineli Ensâr’ erkeklerinin ilki olma sıfatını kazanmıştır. Bişr bin Berâ, ve babası Berâ bin Ma’rûr Medine’ye geri döndük-lerinde bütün, aile efradını İslâmiyet’e sokmuşlardır. Bişr bin Berâ’nın babası, Berâ bin Ma’rûr (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in Medine’ye hicret edişi- ni göremeden vefat etmiştir. Hicretten sonra Resûlullâh, onunla muhacir-inden olan Vakid bin Abdullah el-Leysi ile aralarında din kardeşliği oluşturmuştur. Bişr bin Berâ, ok atmakta çok mahir idi. Medine’nin ileri gelen muharriblerindendi. Bu vasıflarından dolayı Resûlullâh (s.a.v)’in iştirak etmiş olduğu ve kendisinin şehâdetine kadar yapılan bütün gazve ve seferlere iştirak etmiştir. Bişr bin Berâ (r.a), ilk önce Bedir Ğazvesi’nde, ileri saflarda okçu olarak Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında müşriklerle çarpışmıştır. Böylece Bedir Ashab’ından olma sıfat ve şerefini kazanmıştır. Hicri 3.Miladi 625 yılında yapılan Uhud Ğazvesi’ne iştirak etti. Bişr, bin Berâ aynı yıl içinde Benî Nadir Ğazvesi’nede iştirak etmiştir. Hicri 4. Miladi 626 yılında vaki’ olan Benî Mustalik Ğazvesi’ne iştirak ederek Müreysi çevresinin kontrol altına alınmasında büyük yararlıkları görüldü. Bişr bin Berâ (r.a), Hicri 5. Miladi 627 yılında Hendek Ğazvesi’nde bulundu. Bu gazvede ok atmadaki ustalığıyla bütün dikkatleri üzerine çekmiştir. Daha sonra Benî Kurayza Yahudilerinin muhasarasına iştirak etmiştir. Hicri 6. Miladi 628 yılında Hudeybiye andlaşmasına iştirak edip, bîat-ı Rıdvan Ashabından olma şerefini kazanmıştır. Aynı yılın yaz aylar- ında tertip edilen Hayber gazvesine iştirak etmiştir. Bu gazvenin bitiminde Zeyneb bint-i Hâris adında bir Yahudi kadını Resûlullâh ve arkadaşlarına bir koyun ziyafeti çekmişti. Bu ikram edilen koyun eti, zehirli idi. Bişr bin Berâ, zehirli koyun etinden haberi olmadan, ağzına bir lokma atıp yiyince zehirlenerek vefat etti.
219 views07:15
Aç / Yorum Yap
2022-09-05 18:33:01 BİLÂL-İ HÂBEŞİ

İslâm’ın en meşhur ve ilk müezzini, Bilâl-i Hâbeşi (r.a) Hicretten kırk yıl kadar önce, takriben Milâdî 581 yıllarında Hâbeş asıllı bir köle olarak Arabistan’ın batı tarafındaki Serat’ta veya Mekke’de Cumah kabi-lesi içinde dünyaya gelmiştir. Hicri 20. Miladi 641 yılında Suriye’de iken vefat etmiştir. Babasının ismi; Rebah veya Ribah olub, Annesinin adı; Hamâme’dir. Künyesi ise; Ebâ Abdülkerim, Ebâ Abdullah, Ebâ Amr, el-Habeşi, Seyyidü’l-Müezzin, ve Hazin i Resûlullâh’dır. Bilâl-i Hâbeşi, lâkabından’da açık belli olduğu gibi, kökeni, Hâbeş’li olduğu için ona Bilâl-i Hâbeşi denirdi. Veya babası Rebah’dan ötürü Bilâl bin Rebah, veya Annesi Hamâme’den dolayı ona Bilâl bin Hamâme deni-lirdi. Ancak en meşhur künyesi Bilâl-i Hâbeşi’dir. Annesi babası ve kendisi Benî Cumah bin Amr’dan azılı müşrik ve müşriklerin liderlerinden olan Ümeyye bin Halef’in kölesi idiler. Babası Rebah, ve annesi Hamâme, kendisi gibi köle oldukları için Müslüman olduklarında çeşitli eza cefa ve işkencelere maruz kaldılar.
Bilâl-i Hâbeşi (r.a),Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın vesile olmasıyla İslâmiyeti ilk kabul etmiş, emsalsiz yedi kişiden, ve Sâbikûn-u Evvelin’den olan Sahabe-i Güzin’dendir. Mukaddes dâvası uğruna en çok felâketle karşıla-şan, en fazla işkence edilen sahâbe’lerden biridir. Din uğrunda katlanmış olduğu her eziyet ve cefâ, onun adını ebedileştirmiştir. Zira efendisi olan Benî Cumah’dan Ümeyye bin Halef, onun Müslüman olduğunu anladığı zaman, onu dîninden geri döndürmek için yapmadığı eza, cefâ ve işkence bırakmamıştır. Bütün bunlara karşı büyük bir sabır ve tahammül gösteren Bilâl-i Hâbeşi (r.a), İslâm tarihinde çok yüksek bir mevkiye gelmiştir. Bilâl-i Hâbeşi (r.a)’in efendisi Ümeyye bin Halef, onu, dîninden döndürmek için Arabistan’ın kızgın kumları üzerine; bazen sırt üstü, bazen yüzü koyun yatırır ve üstüne de ağır bir taş koyarak: “-Muhammed’e küfrederek Lât ve Uzzâ’ya îman edinceye kadar böyle kalacaksın!”derdi. Bu sözlere karşı, kızgın güneşin altında sıcak kumlar üzerinde göğsü sırtı ve bütün vucüdu yanan, ve göğsü üzerindeki taştan nefesi kesilecek duruma gelen Bilâl-i Hâbeşi (r.a), bu müthiş azâb içinde saatlerce kıvranır ve susuzluktan ağzı kurumuş bir hâlde: “-Ehâd! Ehâh! Allâh birdir!”diyerek, göstermiş olduğu bu sabır ve celâdetiyle müşrikleri bile hayretlere düşürüyordu. Diğer taraftan, çocuklar etrafını sararak ona el ve dilleriyle sataşır, alay ederlerdi. Bu arada diğer müşrik ileri gelenleri ona işkence etmekten adetâ bir zevk ve ğurur duyarlardı. Bütün bunlar karşısında Bilâl-i Hâbeşi metanetini bozmadan, büyük bir sabır göstererek mukavemet ederdi.
353 views15:33
Aç / Yorum Yap
2022-08-31 10:01:03 Hz. Âişe (ra) anlatıyor: “Yanında iki kız evlâdı olan bir kadın,
bir şeyler istemek için gelmişti. Yanımda (ona verecek) bir hurmadan
başka bir şey yoktu. Hurmayı ona verdim. Onu iki kızına bölüştürdü
ve kendisi hiç yemedi. Sonra kalktı ve çıktı. Ardından Hz. Peygamber
(sav) yanımıza geldi. Olanları ona anlattım. Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurdu: ‘Her kim kız çocukları sebebiyle sıkıntı çekerse, o kızlar onun
için cehennem ateşine siper olur.’”
797 views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-30 10:00:27 MESLEME BİN MUHALLED

Mesleme bin Muhalled (r.a), Hicretin birinci yılı, Miladi 622 yılında Medine’de dünyaya geldi. Resûlullâh (s.a.v) Medine’ye geldiği zaman dört, hatta on dört yaşında olduğunu söylediği de rivâyet edilmektedir. Daha çok Ebû Ma’n künyesiyle anılmakla beraber, Ebû Said, Ebû Ma’mer gibi künyelerle de tanındığı nakledilmektedir.
İbn-i Hacer el-Askalani el-İsabesinde ki bilgileri şöyle aktarır: Mesleme bin Muhalled bin es-Sâmit bin Niyâr bin Levzân bin Abdi Vüdd bin Zeyd bin Sâ’lebe bin el-Hazrec bin Saide el-Ensâri el-Hazreci. Ona “Züraki”de denilir. Künyesi Ebû Said’dir. İbn-i es-Seken, Ebû Nuaym ve kimileri onu sahabiler arasında saydılar.
İbn-i es-Seken dedi ki: “-Resûlullâh (s.a.v)’den bir çok hadis rivâyet etti. Bunlardan hiç- birisi simâan işitib rivâyet etmek suretiyle söylenmemiştir!”böyle anlattı.
Ebû Nuaym, İbn-i Mekhûl’den tahricine göre dedi ki:“-Ukbe bin Amr, devesine binip Mısır valisi olan Mesleme’ye gitti ve şöyle dedi: “-Hani bir gün Resûlullâh şöyle buyurmuştu, hatırlıyorsun değil mi:“-Kim Müslüman bir kardeşinin kendisine arkadan sövdüğünü bilip de bunu gizlemek suretiyle yüzüne vurmazsa, Allâh onu kıyamet gününde ateşten gizler!”
Mesleme bin Muhalled: “-Evet!”dedi.
Ukbe bin Amr da şöyle cevab verdi:
 “-İşte ben de seni bu sebeble kendime kardeş edindim!”dedi.
Yine Ebû Nuaym, Veki’ tarıkıyla Mûsâ bin Ali, babası, Mesleme bin Muhalled’den tahricine göre dedi ki:
 “-Ben, Resûlullâh Medine’ye geldiği zaman doğdum. Resûlullâh, ben on yaşında iken vefat etti!”
963 views07:00
Aç / Yorum Yap
2022-08-29 10:01:52 Hz. Âişe(r.anha)annemiz anlatıyor:
Sevinçli bir anlarında Hz. Peygamber'e:
"Ey Allah'ın Rasûlü! Benim için dua et" dedim. Bunun üzerine: Efendilemiz(s.a.v.)
"Rabbim! Âişe'nin geçmiş-gelecek, gizli-açık bütün günahlarını bağışla!" diye dua ettiler. Allah Rasülü'nün bu duaları çok hoşuma gitti ve sevindim...
Bu hâlimi gören Hz. Peygamber(s.a.v):
"Yaptığım dua çok mu hoşuna gitti?" diye sordular.
"Nasıl hoşuma gitmez Ey Allah'ın Rasûlü!" dediğimde;
"Allah'a yemin ederim ki bu dua, her namazda ümmetim için yaptığım duadır" buyurdular...
1.8K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-28 23:22:08 Ebu'd Derdâ der ki:

"Eğer ölümden sonra göreceğiniz şeyleri bilseydiniz, ne iştahla yemek yiyebilir ne de kana kana bir şey içebilirdiniz. Dinlenmek için eve girmez dağlara çıkıp dövüne dövüne kendiniz için ağlardınız ve silkelenip meyvesi yenen bir ağaç olmayı arzu ederdiniz.

Hilyetu'l Evliya Tabakâtu'l Asfiyâ (1/216) @hayatus_sahabe
1.6K views20:22
Aç / Yorum Yap
2022-08-28 10:01:15 Sa'd ibni Ebi Vakkasın radıyallahu anhın annesi ona Ey Sa'd bana ulaşan habere göre yoldan çıkmışsın. Vallahi sen Muhammedi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) inkar edinceye kadar bir gölge altına girmek ve yiyip içmek bana haram olsun. Bende senin annen olarak sana bunu emrediyorum deyince. O annesini çok iyi davranan  birisi olduğu halde ey anneciğim Vallahi sen biliyorsun ki senin yüz tane canın olsada hepsi tek tek çıksa , ben Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemi hiç bir sebeple bırakmam. Artık ister ye ister yeme dedi. Annesi de ümidini kesince yemek yemeğe başladı. Bunun üzerine ''Eğer onlar anne baban seni hakkında bir bilgin olmayan şeyi Bana ortak etmen için zorlarlarsa onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin''Lokman 15 ayeti kerimesi nazil oldu. Nesefi Medarikü't Tenzi 2/66
1.9K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-27 19:22:42 İslâmî PDF kitaplar davet linki

https://t.me/+hPZAniyaNAExMTNk
1.8K views16:22
Aç / Yorum Yap
2022-08-27 10:01:58 Ömer İbni Hattâb (radiyallahu anh) gök gürültüsünü işitti ve şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı.
Arkadaşlarından birisi ona dedi ki: “Yâ Emîre'l-Müminîn! Neden ağlıyorsun?”

Hz. Ömer (radiyallahu anh) buyurdu ki: 
“Allah'ın rahmetinin sesi (yağmurun habercisi) böyle ise, acaba onun azâbının sesi nasıldır?”
2.1K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-26 10:02:07 ABDÜYALEYL BİN AMRÜ'S SAKAFİ

Abdüyaleyl bin Amr bin Ümeyrü’s-Sakafi’nin asıl İsminin Mes’ûd olduğunu, Künyesinin ise: Ebû Amr, veya Ümeyr olduğunu söyleyenler vardır. Ancak, Abdüyaleyl Adıyla şöhret bulmuştur. Resûlullâh (s.a.v)’ın Mekke devrinde iken Tâif e yapmış olduğu tebliğ seferinde o gün için islâmiyeti kabul etmemiş, ve, Resûlullâh (s.a.v) ile dalga geçmişti. Öyle ki, O’nu ve azadlı kölesi Zeyd bin Hârise’yi çocuklara taşlatmış, etkili bir kişiydi. Ancak, Hevazin savaşından sonra, Medine’ye bir heyetle gelerek islam dinini kabul etmiştir. Kendisi, Beni Sakıflar’ın reislerinden bir idi. Beni Sakıflar, Resûlullâh (s.a.v)’ın dedelerinden Adnan’ın soyundan gelen Hevazin oymaklarındandır. Bunların babaları, Kasiy bin Münebbih-’in asıl adı Sakif olduğundan, bu isimle anılmışlardır. Sakıfların Adnan’a kadar baba ve Ataları şöyle sıralanır: Sakıf Kasiy bin Münebbih bin Bekir bin Hevazin bin Mansur bin İkrime bin Hasafa bin Kays-ı Aylan bin Mudar bin Nizar bin Maad bin Adnan. Sakıflar: Beni Mâlik, ve Ahlaf diye ikiye ayrılırlar. Beni Malikler; Sakif’in oğlu Cüşem’in oğlu Hutayt’ın oğlu Mâlik’in soyundandırlar. Sakif’in diğer oğlu Avf’ın oğulları Sa’d ve Gıyere’nin soyun dan gelen Beni Sa’d ve Beni Gıyerelere de Ahlaf denir.
2.4K views07:02
Aç / Yorum Yap
2022-08-25 10:01:09 ABDURRAHMAN İBN-İ AVF

Abdurrahman ibn-i Avf (r.a), Aşere-i Mübeşere’den, Cennet ile müj-delenen on kişiden biridir. Takriben Fil Vak’ası’ndan on yıl kadar sonra Miladi 580. yılda Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiş olup Resûlullâh (s.a.v)’den yaklaşık dokuz yaş daha küçüktür. Babası: Avf bin Abdi Avf, bin Hâris. Annesi: Meşhur Şifâ Hatun, Şifa bint-i Avf bin Abdi Avf bin Hâris’tir. Şifa Hatûn Resûlullâh (s.a.v)’in dünyaya gelişi gecesinde Annesi Amine Hatun’a, ebelik görevi yapmıştır. Dolayısiyle Resûlullâh (s.a.v)’ın ebesidir. Annesi Şifa Hatun ile Babası Avf bin Abdi Avf, neseb olarak amca oğlu amca kızı olurlardı.
Kâbile soyu şöyledir: Abdurrahman ibn-i Avf bin Abdi Avf bin Hâris bin Zühre bin Kilâb bin Mürre bin Kâ’b bin Lüey bin Ğalib bin Fihr bin Nadr bin Kinâne’dir. Soyu:Kilâb bin Mürre’de, Resûlullâh’ın temiz soyu ile birleşir. Abdurrahman İbn-i Avf (r.a)’ın İslâm’dan önceki adı, Abdi Amr, Abdü’l-Kâbe, veya Abdülillah iken İslâm dini ile şereflendikten sonra Resûlullâh (s.a.v), adını Abdurrahman olarak değiştirmiştir. Abdurrahman İbn-i Avf İslâm’dan önce dahi içki içmemiştir.
Abdurrahman İbn-i Avf (r.a), Câhiliye devrinde veya İslâm devrinde çeşitli zaman ve şartlarda, özellikle İslâm döneminde Şer’i kuralları çiğ-nememek şartıyla on altı defa evlenmiştir. Hanımlarından isimleri bize ulaşanlar şunlardır:
1-Ümmü Külsüm bint-i Utbe, bin Rebia, 2-Tümâdır bint-i el-Asbağ, (daha sonra bu kadını boşamıştır) 3-Ümmü Külsüm bint-i Ukbe, bin Ebû Muayt, 4-Bint-i Şeybe bin Rebia, 5-Sehle bint-i Asım, bin Ady, el-Ensâri, 5-Ğizal bint-i Kisra, 6-Cümeyne bint-i Abdüluzza (Zübeyr bin Avvam’ın anne bir bacısı) 7-Zeyneb bint-i Sabbah, 8-Badiye bint-i Ğaylan, 9-Ümmü Hureyş Mecd bint-i Yezid. 10-Becrine bint-i Hâni, 11-Sehle bint-i Süheyl, 12-Ümmü Hâkim bint-i Karz bin Hâlid, 13-Esmâ bint-i Seleme,14-Ümmü Harit bin Ebi’l-Haşhaş, 15-Bint-i Enes bin Rafi’, 16-Sümeyye bint-i Behz.
Abdurrahman bin Avf (r.a), isimleri bize ulaşan bu onaltı hanımların hepsi ile evlilik yapmış, kimisi ile kısa bir müddet sonra boşanmış, kimisi ise erken vefat etmiş, kimisinden çocuğu olmuş, kimisinden ise çocuğu olmamamıştır. Kendisi vefat ederken sadece dört hanımı nikâhı altında bulunuyordu. Bu, evliliklerinden yirmi bir erkek, yedi kız çocuğu olmak üzere yirmisekiz tane çocuğu dünyaya gelmiştir.
Oğulları:
1-Ebû Seleme, 2-Muhammed, 3-Salim el-Ekber, 4-İbrahim, 5-Abdur-rahman, 6-İsmail 7-Urve, 8-Ebû Bekr, 9-Abdullah el-Kübra 10-Kâsım, 11-Mus’ab 12-Sehl, 13-Süheyl 14-Osman 15-Ma’n 16-Zeyd 17- Humeyd 18-Yahya 19-Bilal, 20-Ömer, 21-Abdullah es-Suğra dır.
Kızları:
1-Ümmü’l-Kâsım 2-Cüveyriye 3-Hamide 4-Emetürrahman el-Kübra 5-Emetürrahman es-Suğra 6-Âmine 7-Meryem.
Kızları arasında ismi bilinen en meşhuru Ümmü’l-Kâsım’dir. O da, câhiliye devrinde doğmuşdur. Oğulları arasında en meşhur olanı ise: Tümâdır bint-i el-Esbağ el-Kelbi’den Resûlullâh’ın sağlığında doğan, Ebû Seleme Abdullah el-Asğar dır. Bu oğlu büyük bir fıkıh alimi idi.
Fiziki durumunu ise; Onu, görenler şöyle anlatırlar:
Uzun boylu, hafif kanburca, güzel yüzlü, ince derili, kırmızıya çalar beyaz tenli, büyük gözlü, uzun kirpikli, uzun burunlu, uzun boyunlu, büyük avuçlu, kalın parmaklı, Başının saçları uzadığı zaman, kulakları-nın yumuşağını aşar, omuzlarına dökülürdü. Saç ve sakalının aklığını boyayıb da değiştirmezdi. Başına siyah sarık sarardı. Bedir veya Uhud Savaşı’nda aldığı bir yaradan dolayı da. Ayağı hafifçe topallardı.
2.3K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-24 10:01:00 HZ. ÖMER (R.A.) VE ASHÂB-I KİRÂM’IN TAKVÂSI

Emîru’l-müminîn Hazret-i Ömer radıyallâhü anh’ın hilâfeti zamanında İslâm dini fevkalâde süratle yayılmış, genişlemiş ve Hicâz ahalisi, ganimet malından çok istifade etmişti. Bu hâlde iken Hazret-i Ömer’in (r.a.) zühd ve takvâsı son derece yüksekti. Bu güzîde haslet Hazret-i Ömer’e mahsus olmayıp Ashâb-ı Kirâm’ın hepsi böyleydi, tamamı hak ve hakikat üzere idiler. Zira Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretleri, ashâbını o yolda irşâd buyurmuşlardı. Bu husûsta şu hâdise misâl olarak verilebilir: Hazret-i Ömer (r.a.), Kudüs-i Şerîf’i sulh ile fetih buyurduklarında Rumlar, Ebu’l-Cuayd ismindeki zâta müracaatla, “Müslümanlara saldırmak husûsunda ne dersin? Namaz ile meşgul oldukları vakitte silahları olmadığından onlara saldırabiliriz.” dediler. Ebu’l-Cuayd, “Ey kavmim! Müslümanlara saldırmayınız! Eğer saldıracak olursanız onlara haber veririm! Siz, kıymetli mal ve metâlarınızı onlara gösteriniz. Zira dünya malına insan sabredemez. Bunları arzu edip alırlarsa hakkınızda zulmetmiş olurlar. Artık siz de istediğinizi yapabilirsiniz” dedi. Bunun üzerine Rumlar, kıymetli mal ve metâlarını caddelere ve sokaklara atıverdiler. Müslümanlar, Kudüs’e girip çıktıkça bunları görürler, niçin böyle yaptıklarına şaşırırlardı. Fakat içlerinden birisi olsun bir şey almadığı gibi ellerini bile sürmediler ve birbirlerine, “Allâh’a hamd olsun ki bizi böyle kıymetli mallara mâlik bir kavmin diyarına vâris etti. Allâh’ın indinde dünyanın sivrisinek kanadı kadar değeri olsaydı, küffâra bir içim su vermezdi” derlerdi. Ebu’l-Cuayd, Müslümanların takvâsını görüp anlayınca, Rumlara, “Cenâb-ı Hakk’ın Tevrat’ta ve İncil’de sıfatlarını bildirdiği kavim işte bunlardır. Bu derece hakka riâyet ettikçe kendilerine kimse yaklaşamaz” dedi. Hâsılı; Ashâb-ı Kirâm, insanların içinde olsalar da bütün mesâi ve gayretleri Allâh’a ibadet ve Resûlüne itaat idi. Hâlis niyetleri ve hayırlı mesâileri, Allah indinde ve Resûlullah nezdinde ecir ve şefaate sebep olduğu gibi Allah yolunda hakkıyla cihâd ettiklerinden az bir zaman zarfında pek çok memleketler ve kıtalar İslâm dinine geçti. Gayretleri Allah için olduğundan himmet-i âlîleriyle İslâm dini süratle yayıldı.
2.2K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-23 10:01:21 ABDULLAH BİN ABDULLAH BİN ÜBEYY BİN SELÜL

Meşhur baş münafık olan babası Abdullah bin Übeyy, bin Selül’ün tam zıddı olarak ortaya çıkan ve Resûlullâh’ın ara sıra vahy kâtibliğini de yapan İslâm tarihinde eşine pek ender rastlanan bir kişiliğe sahib büyük bir sahabedir. Abdullah bin Abdullah bin Übeyy bin Selül’ün neseb silsilesi: Abdullah bin Abdullah bin Übeyy bin Mâlik bin Haris bin Übeyd bin Mâlik bin Salim bin Ğanm bin Avf bin Hazrec el-Ensari el-Hazrecî ve Sülemi Beni Hübli dir. Abdullah bin Abdullah’ın asıl adı Hubab idi. Müslüman olduktan sonra, babasının da künye olarak kullandığı bu isim, Resûlullâh (s.a.v): “-Hubab şeytandır!”diyerek adını Abdullah’a çevirdi. Abdullah (r.a)’ın Annesinin adı Havle bint-i el-Münzir bin Haram bin Amr bin Zeydümenat bin Adi bin Amr bin Mâlik bin en-Neccar’dır. Ubâde, Cüleyha, Hayseme, Havli ve Ümame adlarını taşıyan çocukları vardı. Abdullah bin Abdullah, Benî Hazrec’den olmasına rağmen kabilesinin adı Benî Hüblî’dir. Bu ad, dedelerinden Sâlim’in lâkabı idi. Bu lâkab, Sâlim’-in oğullarına teşmil edilerek devam ede gelmiştir. Hüblî lâkabı, Sâlim’in karnının pek büyük olmasından dolayı kendisine verilmişti. Abdullah bin Abdullah (r.a)’ın dedelerinden Mâlik bin Haris, Benî Huzâa’dan Selül adında bir kadın ile evlenmişti. Babası Übeyy bin Mâlik bu kadından doğmuştu. Ve kendisine Ebû Hubbâb künyesi verilmişti. Abdullah İbn-i Übeyy, münafıkların reisi olduğundan, kendisi, dedesinin adı yerine, baba annesinin adı ile anılmaya başlanmıştır. Bu yüzden İslâm tarihine adı, Abdullah bin Übeyy, bin Selül olarak geçmiştir. Abdullah bin Abdullah bin Übeyy, Hicretten önce Müslümanlık din-ini kabul ederek ilk Müslümanlar arasında yerini almıştır.
2.3K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-22 10:00:46 ABDULLAH BİN SÜRAKA

Abdullah bin Süraka (r.a) Mekke doğumludur. Babası Süraka bin Mu’temir olub, Annesi ise: Emet bint-i Abdullah bin Ümeyr bin Uheyb bin Huzafe bin Cumah’idir. Kendisine Ümmü Abdullah’da denilir. Kabile neseb ve soyu:Abdullah bin Süraka bin Mu’temir bin Enes bin Ezat bin Riyah bin Abdullah bin Kurt bin Rizah bin Adiy bin K’a’b bin Lüey el-Kureyşi el-Adeviyye. Veya, el-Kelbi, Ebû Amr.
Abdullah bin Süraka (r.a), Sahabeden Amr bin Süraka’nın öz kardeşi olduğu gibi, ayrıca, Hz.Ömer’in de üvey annesinden kardeşliğidir. Gerek Abdullah bin Süraka gerekse Hz.Ömer (r.a) aynı kabiledendirler. Abdullah bin Süraka (r.a) kardeşi Amr’dan çok sonra Müslümanlığı kabul etmiştir. Bilinen cihet Mekke’de Müslüman olduğudur.
Hicret esnasında o da diğer Müslümanlar gibi Medine’ye hicret edib Rifâa bin Abdülmünzir’in evine misafir olmuştur. Abdullah bin Süraka, Bedir Ashabı’dır. Ancak Bedir’den bir yıl sonra meydana gelen Uhud Ğazvesi’nde’de bulunmuştur. Abdullah bin Süraka (r.a), Medine hayatın-da, ticaret ve biraz da ziraat işleri ile uğraşarak hayatını kazanmakta idi.
Bu arada Hendek savunması’na iştirak etmiştir. Bunun arkasından Meydana gelen bazı seferlere Mekke’nin fethine iştirak edib, Huneyn Savaşı’nda, Tâif Kuşatması’nda bulunmuştur. Tebük Seferi’ne de iştirak eden Abdullah bin Süraka (r.a), Veda Hacc’ında Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte bulunma şerefine erdi. Resûlullâh’ın vefatlarından sonra hilafet mevkiine geçen Hz.Ebu Bekir devrinde irtidat olaylarını bastırmak için mürtedlerle yapılan savaşlara katılmıştır. Abdullah bin Süraka’dan birçok hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Bunlardan önemli görülen şunlardır:
 “-Sahurda bereket vardır!”hadisi ile yine aynı konuda :
 “-Su dahi içseniz sahur yapınız!”mealindeki buyurulan hadis-i şerif-lerin ravisi, Abdullah bin Süraka (r.a)’dır.
2.5K views07:00
Aç / Yorum Yap
2022-08-21 10:00:54 ABDURRAHMAN BİN ABBAS

Abdurrahman bin Abbas, bin Abdülmuttalib, bin Haşim, el-Kureyşi-nin babası; Resûlullâh (s.a.v)’in sevgili Amcası Hz.Abbas (r.a), Annesi: Lübabetü’l-Kübra bint-i Hâris, el-Hilaliye’dır. Bu kadın, İslâmiyet dinine Hz.Hadice (r.a) validemizden sonra giren kadınlardan dır. Ancak kocası Hz.Abbas (r.a) Mekke fethine yakın bir zamana kadar İslâmiyetini herkesten gizlemiştir. Ümmü’l-Fadl’da kocasının bu durumuna hiç itiraz etmemiş ona uymuştur. Teyzesi: Resûlullâh (s.a.v)’in muhterem zevcele-rinden Hz.Meymune’dır. Abdurrahman bin Abbas, Hicri 5. Miladi 627. yılda Medine’de doğmuştur.
Resûlullâh (s.a.v), babası Abbası’da çok severdi. Onun hakkında:
 “-Kureyş’in en cömerdi dir!”buyurur.
 “-Ey Allâh’ım, Abbas’ı ve çocuklarını affet, onları günah kirlerin-den temizle, muhâfaza et!” diye duâda bulunurdu.
Hz.Abbas’ın oğlu Abdullah İbn-i Abbas (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın şöyle dua ettiğini naklediyor:“-Allâh’ım! Abbas’ın ve çocuklarının gizli ve aşikâr yapmış olduk-ları günahları affet. Allâh’ım! Çocuklarını ona Hayru’l-Halef kıl!”
Ebû Hüreyre (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın şöyle dua ettiğini naklediyor:
 “-Allâh’ım! Abbas’ın gizli aşikâr, açık ve kapalı yapmış olduğu günahları affet. Kıyamete kadar onun neslinden gelenlerin yapacakları günahları affet!”
Yine Ebû Hureyre: Resûlullâh’in şöyle dua ettiğini naklediyor:“-Allâh’ım! Abbas’ı, çocuklarını ve onları sevenleri affet!”
Âsım ise: Resûlullâh’ın (s.a.v) şöyle dua ettiğini naklediyor:“-Abbas benim amcamdır. Babam mevkiindedir. Soyumdan hayatta tek olan odur. Allâh’ım! onun günahları affet. Yapmış olduklarının en iyisini kabul et. Yaptığı kötülükleri görmezlikten gel, onun soyundan sâlih evlâtlar getir!”
Ebû Üseydü’s-Said’î (r.a) ise şöyle anlatıyor:
“-Resûlullâh (s.a.v), Abbas bin Abdülmuttalib’e:“-Sen, ve çocukların, yarın ben gelinceye kadar yerinizden ayrılma-yın. Sizinle bir işim var!”buyurdular.
Onlar, ertesi gün kuşluk vakti geçinceye kadar beklediler. Resûlullâh (s.a.v) gelince: “-Esselâmû Aleyküm!”dedi.
 “-Âleyküm Selâm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!”diyerek selâmına mukabelede bulundular.
Resûlullâh (s.a.v):
     “-Dünden beri nasılsınız?”dedi.
Onlar da:“-Hamd olsun!”diye karşılık verdiler.
Resûlullâh (s.a.v):
     “-Toplanın, birbirinize yaklaşın!”dedi.
Onlar, sıkışıb Resûlullâh’a yaklaşınca örtüsünü üzerlerine örterek şöyle dua etti.“-Yarabbi! Bu, benim amcamdır. Babam mevkiinde dir. Bunlarda Ehl-i Beytim’dir. Benim onları böyle eteğimle koruduğum gibi, sende onları cehennemden koru!”
Bu dua üzerine kapının sövesi, ve evin duvarları dile gelerek:
  “-Amin! Amin! Amin!”dediler.
2.6K views07:00
Aç / Yorum Yap
2022-08-20 10:01:53 ABDULLAH İBN-İ ABBAS

Abdullah İbn-i Abbas, bin Abdülmuttalib, bin Haşim, el-Kureyşi, el- Haşimiyi el-Kureyşi, Resûlullâh (s.a.v)’in hicretinden birkaç sene önce, takriben Miladi 618 veya 619 yıllarında Müslümanlar Mekke’de müşrik-lerin Şıb Ambarğosu veya muhasarası altında bulunuyorlarken Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası: Resûlullâh (s.a.v)’in sevgili Amcası Hz.Abbas (r.a), Annesi: Lübabetü’l-Kübra bint-i Hâris el-Hilaliye olub künyesi ise: Ümmü’l-Fadl’dır. Bu kadın, İslâmiyet dinine Hz.Hadice (r.a) validemizden sonra giren kadınlardandır. Ancak kocası Hz.Abbas (r.a) Mekke fethine yakın bir zamana kadar İslâmiyetini herkesten gizlemiştir.
Ümmü’l-Fadl’da kocası Abbas’ın bu durumuna hiç bir itirazda bul-unmamış bilakis ona uymuştur. Teyzesi: Resûlullâh (s.a.v)’in muhterem zevcelerinden Hz.Meymune’dır. Künyesi:el-Bahr (ilim deryası) Bahru’l-Ümme (Ümmetin denizi) Hıbrû’l-Ümme, (Ümmetin bilgesi) Ebû’l-Abbas (Abbas’ın babası) Tercümanü’l-Kûr’ân (Kûr’ân’ın Tercümanı) İslâm’i eserler ona, kısaca, İbn-i Abbas der.
Abdullah İbn-i Abbas anlatıyor:“-Biz Medine’ye Resûlullâh (s.a.v)’e Hicretin beşinci yılında geldik. Hendek Savaşı’nın yapıldığı Hicri 5. Miladi 627. Yılda Kureyş ordusuyla beraber Mekke’yi terk ettik. Ben, kardeşim Fadl, ve kölemiz Ebû Râfi’, üçümüz beraberdik. Arc’ mevkiine kadar rahatça geldik. Burada yolumu- zu şaşırdık. Rabiu’den yürüdük. Cescase’ye geldik. Buradan da Amr bin Avf yurduna uğrayarak, Medine’ye vardık. O sıralarda Resûlullâh (s.a.v), Hendek kazmakla meşguldu. Ben, sekiz yaşında idim. Kardeşim de oniki yaşında idi!”der.
2.4K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-19 15:52:11 ABDÜ'L- CEBBÂR BİN HÂRİS

Kabile ve nesebi Abdü’l-Cebbâr bin Hâris bin Mâlik el-Hadesi sonra el-Menari olub, Lahm boyundan Hades’e mensub-tur. Künyesi: Ebû Ubeyd’dir. Rivayet edildiğine göre;   İbn-i Mende, İshak bin Süveyd tarikiyle İbrahim bin el-Ğıtrif İbn-i Salim, babası, kendisine Abdullah el-Küdeyr bin Ebû Talâbe’den, İbn-i Abdü’l-Cebbâr, bin Hâris, bin Mâlik, el-Hadesi’nin şöyle dediğini nakl etmiştir:
“-Serat’tan (Sirnat’tan) Resûlullâh (s.a.v)’e elçi olarak geldim. O’nu, cahilliye devri Arabları gibi selâmlayarak: “-Hayırlı sabahlar!”dedim. Bunun üzerine, O da:
 “-Aziz ve Celil olan Allâh, Muhammed’e böyle selâm vermediği gibi, Ümmeti de birbiriyle böyle selâmlaşmazlar!”dedi.  “-Esselâmü Âleyke yâ Resûlallâh!”dedim. “-Ve Âleykesselâm!”dedi.
Sonra bana: “-İsmin ne?”diye sordu.
“-Hâris’in oğlu Cebbâr!”dedim.
Sonra bana: “-Hayır, hayır! Sen, Hâris’in oğlu Abdü’l-Cebbâr’sın!”deyince:“-Peki, Hâris’in oğlu Abdü’l-Cebbâr’ım!”dedim.
Zira “Cebbâr” Yüce Allâh’ın güzel isimlerindendir, ve Allâh’a aid olan bu güzel isimleri doğru telafuz etmemiz gerektiğini, bu olaydan ötürü bizlerinde bu güzel isimleri yalın olarak değilde başına Abdü’l…? Falan diye eklememizin şart olduğunu Resûlullâh (s.a.v) anlatmak istiyor!.
Müslüman olarak ona bey’at ettim. Ben bey’at edince, Resûlullâh’a:
“-Bu, Menar Kavminin en iyi binicilerindendir!”dendi.
Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v) bana çok güzel bir at hediye olarak verdi. O günden sonra Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında kaldım.
Bir savaş’da Resûlullâh’ın yanında savaşıyordum. Resûlullâh (s.a.v), bana verdiği atın kişnemesini duyamayınca:  “-Hani, Hadesî’nin atının sesini duymuyorum?”dedi. “-Yâ Resûlallâh! Duyduğuma göre, onun kişnemesinden rahatsız oluyormuşsunuz, onun için atı iğdiş ettim!”dedim.
Resûlullâh (s.a.v), bunu duyar duymaz atların (bütün hayvanların) iğdiş edilmesini yasakladı. Bana: “-Yeğenim Temimü’d-Darî’nın istediğini iste sen?”dedi.
Ben: “-O, dünya için mi, yoksa Ahiret için mi istedi?”diye sordum.
 “-Dünya için istedi!”diye cevab verdiler.
Bunun üzerine ben: “-Dünyadan vazgeçtim, fakat, Resûlullâh (s.a.v)’den, yarın Allâh’ın huzurunda bana yardımcı (şefaâtçı) olmasını isteyeceğim!”dedim.
2.5K views12:52
Aç / Yorum Yap
2022-08-18 10:01:02 ABDE BİN MÜSHİR

Şa’bi’nin bize bildirdiğine göre:
Cerir adında ki, arkadaşı, Abde bin Müshir’e:   “-Ben, bir iş yapmak istiyorum. Fakat, sana danışmadıkça, onu asla yapmayacağım. Hicaz bölgesinde bir peyğamber zuhur etmiş, kendisine, gökten vahyi geliyormuş, halkı, Allâh’a iman etmeye davet ediyormuş. O’na gidelim mi?”dedi.
Kalkıb Medine’ye geldiler. Abde bin Müshir, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına yaklaşıb:  “-Eğer, Sen, gerçekten Peyğamber isen, sana neleri sormak için bur-alara geldiğimi bana haber ver?”dedi.
Resûlullâh (s.a.v):  “-Kılıcın, oğlun, ve atın alındı. Atını bulacaksın. Oğluna gelince, onu, Malik bin Necde öldürdü. Kılıcın ise, İbn-i Mes’âde’nin yanındadır. Atını Allâh yolunda cihad için besle, bağla. Eğer irtidat hadiselerine yetişirsen, sakın, ne Kindelere uy, ne de, Misak’ı boz!”buyurdular.
“-Ey Abde bin Mushir! Yurdun neredir!”diye sordu.Abde bin Mushir:
  “-Necran Kâbesi’ndedir!”dedi.
Necran Kâbesi ise; Beni Abdülmedan bin Deyyanü’l-Harisîler’in yaptırıb tazim ettikleri bir kilisedir. Bu kilisenin kubbesi, üç yüz deri ile kaplanmıştı. Necran nehri üzerinde bulunuyor, nehirden on bin altınlık bir gelir sağlanıyordu.
Resûlullâh (s.a.v), Abde bin Müshir’e:
     “-Yurdunda atlar edinmeni sana tavsiye ederim. Çünkü, çetin hadi-seler hazırlamış bulunuyordur. Atların
alınlarında ise, hayır vardır!”dedi.
Abde bin Müshirü’l-Harisi, yolculukları sırasında gördüğü şeyler hakkında da, çok sorular sordu. Resûlullâh (s.a.v), onların cevablarını da, verdikten sonra:
     “-Ey ibn-i Müshir! Müslüman ol! Dinini, dünyana satma!” buyurun-ca, Abde bin Müshir, Müslüman oldu.
2.6K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-17 10:01:14 ABD BİN ZEM'A

Abd bin Zem’a (r.a), Hz.Sevde (r.a) Validemizin erkek kardeşidir. Mekke’de doğmuştur. Kabile neseb ve soyu şöyledir: Abd bin Zem’a bin Kays bin Abdişems bin Abdivüdd bin Nasr bin Mâlik bin Hısl bin Amr bin Lüey el-Kureyşiy el-Âmiri’dir. Babası: Kureyş’in Âmir bin Lüey oğulları boyundan Zem’a bin Kays bin Abdişşems olub, dokuzuncu göbekte Resûlullâh (s.a.v)’ın dedesi olan Âmr bin Lüey’de birleşmektedir. Annesi ise: Atike bint-i el-Ahnef tir. Abd bin Zem’a (r.a)’nın Abdullah, Abdurrah-man, Süheyl, Şemer, Selit, Hatib, Mâlik, adlarında sekiz tane erkek kardeşi vardı.
Sevde, Ümmü Habibe, Hüreyre ve Ümmü gülsüm adında dört tane kız kardeşleri vardı. Bunlardan en meşhuru olan Sevde bint-i Zem’a (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın ikinci hanımıdır. Ümmü Habibe, Abdurrahman bin Avf ile evliydi. Hüreyre bint-i Zem’a Bedir Ashabı’ndan Mabed bin Vehb ile evliydi. Ümmü Külsüm bint-i Zem’a ise, Hüveytib bin Abdüluzza ile evli olub, bu evliliklerinden Ebu’l-Hakem adında bir çocukları olmuştu.
Kız kardeşi Hz.Sevde, Hz.Hadice’den sonra, Resûlullâh (s.a.v)’in ilk evlendiği kadın idi. Sevde bint-i Zem’a (r.a), ilk kocası amcasının oğlu ve Habeşistan muhacirlerinden olan büyük sahabe Sekran bin Amr’ın vefâtından birkaç gün önce rüyasında, Resûlullâh (s.a.v)’ın mübârek ayakla-rını omzuna koyduğunu görmüştü. Bunu, kocasına anlattığında Sekran bin Âmr (r.a) şöyle demişti:
     “-Ey Sevde! Sen, gerçek böyle bir rüya gördünse, bu benim mutlak öleceğime, senin de Resûlullâh (s.a.v) ile evleneceğine işarettir!”
Hz.Sevde, Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisine talibli olmasına önce biraz direndikten sonra bu rüyasını hatırladı ve kayınbiraderi Hatib bin Âmr’a Resûlullâh ile nikâhını kıyması için selâhiyet verdi. Resûlullâh (s.a.v), dört yüz dirhem mehirle onu kendisine nikahlattı. Böylece, Hz.Sevde (r.a) Nübüvvetin onuncu yılında Resûlullâh (s.a.v)’ın ikinci hanımları olma şerefine kavuştu. Hz.Sevde (r.a) Resûlullâh (s.a.v) ile nikâhlandığında yaş olarak kırk üç veya kırk beş yaşlarında bulunuyordu.
2.5K views07:01
Aç / Yorum Yap
2022-08-16 10:00:49 ABBAS BİN MİRDAS BİN EBİ ÂMR

Şair sahâbelerden biri olan, Abbas bin Mirdas bin Ebî Âmir’in neseb silsilesi veya kabilesi şöyle anlatılır: Abbas bin Mirdas bin Ebi Amir bin Cariye bin Abd bin Abs bin Rifaâ bin Hâris bin Habi bin Hâris bin Buhse bin Süleym bin Mansur el-Sülemi Künyesi ise: Ebû’l-Heysem, veya Ebû’l-Fadl’dır. Hendek Ğazvesi’nden hemen sonra gelib İslâm dinine girdi.
Başka bir rivayette ise:
Abbas bin Mirdas’ın Müslüman oluşu, Mekke’nin Fethi’nden biraz önce idi. Abbas bin Mirdas, cesur ve güçlü bir şairdi. Cahilliye çağında içkiyi kendilerine yasaklayanlar arasında idi. Abbas’ın babası Mirdas, Dımarı diye anılan bir puta tapardı. Mirdas, ölüm döşeğine düşünce, oğlu Abbas bin Mirdas’a:
     “-Yavrucuğum! Dımara tap! Çünkü, O, sana yarar da verir, zarar da verir!”dedi.
Abbas bin Mirdas, bir gün Dımar putunun yanında bulunduğu sırada, onun içinden bir seslenicinin şöyle seslendiğini işitti:
     “-Süleymden olan bütün kabilelere de ki: Dımar, yok olup gitti artık! Mescid-i Haram halkı ise, yaşıyordur! Çünkü, Kureyşîlerden doğru yolu bulmuş olanlar, Meryem’in Oğlun’dan sonra Peyğamberliğe ve Hidayete varis oldular! Muhammed Peygambere Kitâb’ın gelmesinden öncelere kadar tapılıp duran Dımar’da yok olup gitti artık!”
Bunun üzerine, Abbas bin. Mirdas Dımar’ı yıkıb yakıb Resûlullâh’ın yanına gitti ve Müslüman oldu. Abbas bin. Mirdas, Mekke Fethi sırasında, Resûlullâh (s.a.v) henüz Müşellel mevkiine inmeden önce gelib Resûlullâh (s.a.v)’in ordusuna katıldı, ve, Müslüman oldu.
2.7K views07:00
Aç / Yorum Yap
2022-08-15 10:00:27 ABBÂD BİN KAYS

İslâm tarihinde iki tane meşhur Abbâd bin Kays vardır. Bunlardan birisi Abbâd bin Kays ez-Züraki dir. Bedir Ğazvesi’ne iştirak eden Abbâd bin Kays’ın Beni Züreyk’e mensup olduğu beyan edilmektedir. Anlatmaya çalışacağımız ise Abbâb bin Kays el-Hazreci’dir. Bazı eserlerde ismi Ûbâde olarak da zikredilmektedir. Ayrıca, bazı eserlerde de Nesebi incelendiği zaman hangi boya mensub olduğu rahatlıkla anlaşılmak-tadır. Neseb silsilesi şöyledir: Abbâd bin Kays bin Abese bin Ümeyye bin Mâlik bin Amr bin Adiy bin Kâ’b bin el-Hazrec bin Hâris bin Hazrec el- Ensari el-Hazreci dir.
Abbâd bin Kays ve kardeşi Sûbey bin Kays, Hicret-i Nebevi’den önce, Medine de, İslâm olmuşlardır. Bu itibarla Medine’nin ilk Müslümanlarından sayılırlar. Abbâd bin Kays (r.a)’ın ikinci Akabe bia’ti’-nde bulunan Ensâr’dandır.
Resûlullâh (s.a.v)’in yapmış olduğu gazvelerin hemen hemen bir çoğuna iştirak etmiştir. Savaş alanında elinden gelen fedakarlığı da yap-maktan geri durmazdı. İlk önce, kardeşiyle birlikte Bedir Ğazvesi’nde bulunmuşlar, Daha sonra ise; Uhud Ğazvesi’ne iştirak etmişlerdir. Uhud Ğazvesi’nden sonra, Abbâd bin Kays’ın bâzı seriyelerde önemli görevler alarak, Hendek Savunması ve Beni Kureyza Muhasarası’na da aktif ola-rak iştirak etmiştir.
Abbâd bin Kays, çok müttaki, cesur ve ferağat sahibi bir sahabe idi. Resûlullâh (s.a.v)’den hiç ayrılmazdı. Nitekim Resûlulâh (s.a.v)’ın yapmış olduğu Hudeybiye Muahadesine bizzat iştirak etmiş, Bey’at-ı Rıdvan’da bulunarak Resûlullâh (s.a.v)’e bey’at ederek Ashâb-ı Bedir’den olma vasfı yanına, birde, Ashabı Bey’at-ı Rıdvan’ı da eklemiştir.
2.7K views07:00
Aç / Yorum Yap